70'li yıllarda fırtına gibi esen Füsun Önal, Altın Plak aldığı kendi şarkısının kullanıldığı atv'nin yeni dizisi 'Senden Başka'ya ressam Leyla rolüyle katıldı. Şu sıralar 19'uncu kitabı 'Şöhretistan'ı yazan Önal, "Çoğu ünlü kitaplarını başkasına yazdırıyor ama isimleri yazar diye çıkıyor" dedi..
70 ve 80'li yıllarda Türkiye'nin en çılgın konserlerini veren kadındı o... Ağır, oturaklı kadınların makbul görüldüğü bir dönemde; rahat tavırları, doğallığı, deli doluluğuyla Türk halkının gönlünde yer etmeyi başarmıştı. 'Senden Başka', 'Ah Nerede', 'Oh Olsun' gibi şarkıları dillere marş oldu. Derken 90'lı yıllardan itibaren yazarlığa soyundu ve müzik dünyasından uzaklaşır gibi oldu. 16 fotoğraf sergisi açtı, 18 kitap yazdı. Şu an 19'uncu kitabı, 'Şöhretistan'ı yazıyor ve www.e-kolay. net sitesinde yazılarına devam ediyor. atv'nin yeni dizisi 'Senden Başka'nın da kadrosuna katılan Önal dizide ressam Leyla'yı canlandırıyor.
* 70'ler ve 80'lerde, Türkiye'nin en çılgın konserlerini veren kadın şarkıcısıydınız değil mi? Evet. 80'lerde 'Müzik Benim Dünyam' adında yaptığım konserlerimde tişörtler, bandanalar bastırırdım, onları izleyenlere sahneden fırlatırdım. Bir aynam vardı, sahnede giyinip soyunuyordum. Bu tarzdaki konserleri Urfa'dan Mardin'e kadar her yerde yaptım. O dönemi çok özlüyorum. Ben hala aynı çılgınlıkta konserler verebilirim. Ama şu an sadece paparazzi programlarında kim en çok görünüyorsa o konser veriyor.
* Aslında 'Senden Başka', 'Oh Olsun', 'Ah Nerede' gibi şarkıları hepimiz iyi biliyoruz. Ama yeni nesil bu şarkıları sizin söylediğinizi bilmiyor. Evet. Benim dönemimde kadın şarkıcılar sadece gazinolarda konser veriyordu. Tek tabanca bendim. Hatta cebimden inanılmaz paralar harcardım. Sokaklara resmimi koymak için billboard'lar yaptırırdım. Bunları da kimse bilmez. Çünkü bunları anlatan programlar yok!
* Nasıl buluyorsunuz şu andaki programları? Selülit aşağı, bakkal şarkısı yukarı... Hala yarışmalarda cumhurbaşkanını tanımayacak kadar cahil ama masanın üstüne çıkıp poposunu sallamayı iyi bilen kızları sunuyorlar. Tarz diye bir şey kalmadı. Android gibi insanlar türedi.
* Kim tarz mesela size göre? Mesela Ajda Pekkan bir tarzdı, taklit edilirdi. Erkeklerde Barış Manço; yüzükleriyle, kemerleriyle ve kolyeleriyle bir tarzdı. KISKANANLARA GÜLERİM
* Sanatın pek çok alanında prestijli işlere imza attınız. Hep sizi birileri mi keşfetti? Tanrı'nın bana verdiği yetenekleri hep birileri çıkardı. Müzikal yeteneğimi Engin Cezzar çıkardı. Tiyatro yeteneğimi Hadi Çaman ve Haldun Dormen çıkardı. Kitap yeteneğimi Tarık Dursun K. ve Aziz Nesin çıkardı. Fotoğrafçılığımı MFÖ'deki Fuat'ın babası Sami Güner çıkardı.
* Peki yazmakta olduğunuz yeni kitabınızdan bahseder misiniz biraz? Adı 'Şöhretistan'. Kitabımda sahne ve ekranın arka yüzünü anlatıyorum.
* Son yıllarda her eli kalem tutan kitap yazıyor. Ne düşünüyorsunuz? Aklımda kitap çıkarmak yoktu. Tarık Dursun K. ve Aziz Nesin'in teşvikiyle yazmaya başladım. Herkes hayatını roman yapabilir. Ama kendileri yazmıyor, birileri yazıyor, onun da yazar diye kitabın üstünde adı çıkıyor. Benim düzeltilerimi yapan Pınar Çekirge... İsmini vermeyeceğim kaç kişinin kitabını o yazdı. Roman yazmak çok zor, birikim ister, Türkçen iyi olacak. Ben okumadım ama Pınar Çekirge, Seren'in (Serengil) kitabının kurgusunu beğenmiş ama kim yazdı bilemem.
* Kendisi yazmamış mı sizce? Bilemiyorum. Seren için söylemiyorum ama kitap yazmak zor iş. Aşkların meşklerin beach'lerin Bodrum'un hayatını yaşayarak kitap yazamazsın.
* Sizi eleştirenler olmuyor mu şarkıcıydı nasıl yazar oldu diye? Beni kıskananlar, dudak bükenler var. Ben onlara gülüyorum. Benim kafam çalışıyor, iyi gözlemciyim, iyi araştırmacıyım. Mesela 'Ay Işığında Yıkanan Vücutlar' adlı romanım Osmanlı döneminde başlıyor, 2000'lere geliyor. O dönemlerde yaşamadığıma göre çok iyi araştırma gerekiyor. 'Silikon Hayatlar'da doğumla ilgili bir bölüm vardı, jinekolog arkadaşımdan bilgi alıp yazdım. Kitap böyle yazılır. Ama ben mutluyum. Kitaplarım hep 300 bin civarında sattı, sessiz ve derinden.Sabah
Riza silahlipoda nin bir diger adi ile "BayBurun" un Tv2 de yapmisoldugu prograda Fusun onal Summertime parcasini seslendiriyor...
21 Temmuz sabahı Londra’da tropikal iklimleri andıran bir yağmur
vardı. Ama yağmur kimin umurundaydı? Harry Potter çılgınlığı birçokları
uyurken çoktan başlamıştı bile.
Saatler gece yarısını gösterir göstermez
“Harry Potter and the Deathly Hallows”lar sıcağı sıcağına satışa çıktı
ve siyahlar içindeki fantastik kıyafetleriyle küçük büyücüler ve
cadılar mağazaya doluşuverdi. Kimi kitabı eline geçirdiği gibi
çığlıklar içinde evinin yolunu tuttu, kimi ise daha kitabevinin
kapısında yere çömelip okumaya başladı. Hepsi de aynı merakla
soruyordu; Harry Potter ölecek miydi?
“Harry Potter ve Melez Prens” iki sene önce piyasaya çıktığında 24
saatte İngiltere’de 2 milyon, ABD’de 6,9 milyon kopya satması Potter
endüstrisinin iştahını artırdığı kadar, Harryseverlerin de daha büyük
bir mania içine sürüklendiğinin yadsınamaz bir işaretiydi.
J. K.
Rowling’in “En favori kitabım” diye bahsettiği Deathly Hallows, serinin
son kitabı olması nedeniyle satışlarda rekor üzerine rekor kıracağının
sinyallerini önceden vermişti. Evlere dağıtım yapan kuruluşlar da dahil
olmak üzere bütün büyük kitapçılar 21 Temmuz Cumartesi mesaisine gece
yarısından başlamıştı. Tüm izinler iptaldi. Deathly Hallows’lar
İngiltere’nin dört bir köşesindeki kitapçılara uyduyla takip edilen
tırlar ile aynı saatlerde dağıtıldı.
Kitapçılarda kesin emir
vardı, satıştan önce kitabı okuyan herkes işten kovulacaktı. Rusya ve
Japonya gibi birçok ülkede aynı anda satışa sunulan kitapla ilgili bu
ambargo sadece ABD’de delindi. Ambargoyu delen kişi, altı kez dünya
hızlı okuma şampiyonu olan ve dakikada 4 bin kelime okuyabilen gazeteci
Anne Jones’tu! Anne Jones’un kitabı yutarcasına okuyarak yasağı
delmesine en büyük tepkiyi tabii ki kitabın yazarı J. K. Rowling
gösterdi.
Londra’da partilerle, büyük kutlamalarla piyasaya
çıkan Deathly Hallows, tabii ki yayıncısının yüzünü kara çıkarmadı.
İngiltere’nin en büyük kitapçılarından Borders, Deathly Hallows’dan
satışa çıktığı gün içinde 1,2 milyon adet satmıştı. Amazon sitesinin 93
ülkeden iki milyon ön sipariş aldığını duymuştum ama öldürücü darbe
öğleden sonra gezdiğim Oxford Street’teki Waterstone mağazasından
geldi. İnanılır gibi değildi ama kitap satışa çıktığı gün Harry Potter
rafları bomboştu. Hiç kitap kalmamıştı.
Diğer tüm İngiliz
gazetelerinde olduğu gibi, Londra sokaklarında bedava dağıtılan
Londonpaper ve London Lite gazeteleri, tüm zamanların en büyük
yayıncılık olayı diye adlandırdıkları Harry Potter’ın 7’nci ve final
macerasını anlatan haberlerle dolu. Soho’daki sokak kahvelerinde
herkesin önünde aynı sayfaların açık olmasını bir tesadüf olarak
değerlendirsek de, az ileride caddeden hızla geçen iki katlı otobüsün
üstünde “Harry Potter ve Zümrüdü Anka Yoldaşlığı” filminin afişi
şehirdeki yolculuğuna devam ediyor. Yani nereye bakarsanız orda bir
Hogwarth esintisiyle karşı karşıyasınız.
HARRY POTTER ÖLECEK Mİ? Bir
çocuk masalı nasıl olur da böyle bir çılgınlığa yol açabilir diye merak
ededuralım, “Deathly Hallows” aynı zamanda bu çılgınlığın sonunu da
getiriyor. Peki masalın sonunda ne oluyor? Eski zaman masalları gibi
mutlu mu bitiyor yoksa modern zaman masalları gibi elmalar gökten
düştüğünde kafayı mı yarıyor? Harry Potter’ın altı macera boyunca
direndiği ve büyük cesaretle savaştığı kötülük bu kez onu yenecek mi?
Harry ve arkadaşları, onları yok etmek isteyen kötü güçleri “sonsuza
dek” alt edebilecek mi? Bir süper kahraman olmaktan uzak olan ve kendi
korkularının üstüne giderek büyüyen Harry’nin öleceği haberlerini
İngiliz semalarından alıyorduk zaten.
Yarattığı çılgınlığın
sorumluluğunu taşıdığı için iyi huylu karakterlerini bugüne dek hiç
kötü yola düşürmeyen J. K. Rowling, okuyucuları son kitabın üzücü bir
final taşıdığı konusunda uyarmıştı. Şimdi kitap elimizde ve acaba biz
de birçokları gibi kitabı son sayfalarından mı okumaya başlasak?
Harry’nin
ve diğerlerinin olası ölümü nedeniyle fanlarından büyük tepki bekleyen
Bloomsbury yayınevi ve büyük kitapçılar, minikleri teskin edecek
telefon hatları ve servisler bile kurdular.
Acaba Harry Potter büyümek zorunda kaldığı için mi macera bitti?
HARRY’NİN ÖNLENEMEYEN BÜYÜYÜŞÜ Harry
Potter hala küçük ve sevimli mi? Elbette değil. Herkes gibi o da
büyüyor. Belki 30’larına doğru daha karizmatik ve çekici bir erkek
olacaktı ve farklı maceralarla karşımıza çıkacaktı. Ama bir yazar için
onu büyütmek o kadar kolay olmasa gerek. Hatta bu fikir J. K. Rowling
gibi bir hayalperestin bile aklına gelmemiştir eminim.
Harry
Potter’ın büyümesine neden olan şey 6 kitaptan ziyade serinin
beyazperdeye uyarlanan bölümleri oldu tabii. En az kitap kadar ilgi
gören ve ayrı bir hasılata yol açan filmlerin sonuncusu “Harry Potter
ve Zümrüdü Anka Yoldaşlığı”nın, 12 Temmuz’da gösterime girdiği günden
bu yana yaptığı yüksek gişe hızını yitirmiş değil. Leicester
Square’deki Odeon Sineması’nın havalı binasına parlak harflerle yazılan
Harry Potter yazısı ve resminde, Harry’nin artık önlemez şekilde
büyüdüğünü görebiliyoruz. Artık süpürgenin üstüne bile sığmıyor.
‘ÇANTANDA NE VAR DANIEL?’ “Deathly
Hallows”un piyasaya çıktığı gün, İngiliz gazetelerinin kapağında ilginç
bir fotoğraf göze çarpıyordu. Serinin son kitabında Harry’nin ölüp
ölmediğini Potter’ın fanlarından daha çok merak eden birinin fotoğrafı
vardı; serinin başından bu yana beyazperdede Harry’i canlandıran ve
onunla bütünleşen Daniel Radcliffe. 17 yaşında genç bir erkeğe dönüşen
Daniel’in Fulham’daki evine Cumartesi sabahı özel bir dağıtım
yapılıyordu. Arabasının önünde meraklı bakışlarla fotoğraflanan
Daniel’in resminin altındaki cümle dikkat çekici: “Elindeki çantada ne
var Daniel?”
Uzun süredir artık büyüdüğü için çeşitli sorularla
muhatap olan Daniel muhtemelen, kendi sonunu öğrenmek için herkes gibi
kitabı sipariş etmişti. Türkiye’de “Çocuklar Duymasın” adlı dizide
Havuç’u canlandıran ufaklığın bir röportajındaki gibi acaba o da
“Büyümek istemiyorum” diyor muydu? Bilmiyoruz. En azından bir
röportajında, “Dünyada sekizinci bir Harry Potter kitabının olmasını
istemeyen tek çocuk benim” dediğini duyduk.
Tavsiye edilen satış
rakamı 17,99 Sterlin olmasına rağmen Waterstone’da 8.99’a, Tesco’da 50
Sterlin alışveriş yapana ise 5 Sterlin’den satılan “Deathly Hallows”un
biraz ucuza gitmesi seriden bugüne dek 525 milyon Sterlinlik bir servet
yapan J. K. Rowling’e pek dokunmasa gerek.
Peki ya serinin ilk
kitabı “Harry Potter ve Felsefe Taşı”nın 8 yayıncıdan geri döndüğünü
biliyor muydunuz? Hayalperest olduğu kadar kolay pes etmeyen kişiliği
ile Rowling, sonunda 3 bin Sterlin avans karşılığında Bloomsbury
Yayınevi’ne kitabı bastırdığı zaman popüler endüstriye pazarlaması için
dev bir masal sundu. 41 yaşındaki Rowling’in 7 yıl öncesi ve sonrası
fotoğrafları arasındaki fark gazetelerde “Büyüleyici Dokunuş” altyazısı
ile sunulurken, yazarın bundan sonra ne yapacağı, daha doğrusu ne
yazacağı da merak konusu...
Kendisi bu sorunun cevabını şöyle
veriyor: “Bir daha asla popüler bir şey yazamayabilirim. Yıldırım aynı
yere asla iki kez düşmez. Harry ile ne yaptıysam gene aynısını
yapacağım -Gerçekten ne istiyorsam onu yazacağım ve eğer benzer bir şey
olursa sorun değil, bambaşka bir şey olursa da sorun değil. Sadece bir
fikre tekrar aşık olmak ve onun arkasından gitmek istiyorum.”
Bir bilgisayar korsanı, 'Ölümcül Takdis'i ele geçirdiğini öne sürdü ve
kimlerin öleceğini açıkladı. Yayınevi, iddiaları yalanlamadı ama
''Dedikodulara inanmayın'' mesajı gönderdi.
21 Temmuz'da satışa çıkan
kitabın sonu ve Potter serisinin bitip bitmeyeceği tartışılıyor.
Bütün dünyada satış rekorları kıran Harry Potter serisinin son
kitabı için internette verilen ön siparişlerin 1 milyonu aştığı
bildirildi.
En büyük internet kitap satış sitesi olan
Amazon’dan yapılan açıklamada, “Harry Potter ve Ölümcül Takdis” (Harry
Potter and the Deathly Hollows) için verilen siparişlerin ABD’de 620
bini, İngiltere’de ise 250 bini aştığı belirtildi.
Amazon, son cildin fiyatının da 18,89 dolardan 17,99 dolara
indirildiğini, daha önce sipariş veren müşterilere de bu fiyatın
uygulanacağını belirtti.
Son kitabın ön siparişleri, 2005’te
yayımlanan serinin 6. kitabı “Harry Potter ve Melez Prens” için verilen
ön siparişleri de aştı. “Harry Potter ve Ölümcül Takdis”, 21 Temmuz’da
satışa sunuldu.
Kitabın adı: 'Benim Kasam Bacak Aram'...
Kapağı da bu isme uygun tasarlanmış. Görüntü itibariyle kitap erotik
çağrışımlarda bulunsa da, içinde sonu cinayetlere varan bir hikaye sizi
bekliyor. Ve bu hikaye isimler ve meslekler haricinde tamamen gerçek!.
Olay Ankara'da geçiyor ve bir miras davasıyla
başlıyor. Yengesi Gülcan ile ağabeyi Turan'ın ölümünden sonra, mirasın
evlatlık Gonca'ya kalmasını hazmedemeyen Erdoğan bir miras davası
açıyor. Davayı alan avukat Murat, düğümleri bir bir çözerken pek çok
hayatın parçalanmasına tanık oluyor. Çok zengin olan Gülcan'ın aslında
bir genelev patroniçesi olduğunun ortaya çıkması, evlatlığı Gonca'nın
eşi olan Ankara Belediye Başkanı'nı da zora sokuyor. Çünkü Başkan
Ankara'daki genelevleri kapatmak yerine şehir dışına çıkarmaya
çalışıyor. Belediye Başkanı, kayınvalidesinin gerçek işini bilmediği
için büyük yıkıma uğruyor. Bu arada olayların perde arkasını kamuya
duyuran bir de gazeteci İpek var. Ve bu gazeteci gerçek annesinin
kimliğini öğrendiğinde onun da hayatı allak bullak oluyor...
10 YIL ÖNCE ANKARA'DA
Kitabın
yazarı: Pınar Sarp... Avukat annesinin başından geçen hikayeyi
kurgulayıp 'Benim Kasam Bacak Aram' ismiyle GOA Yayınları'ndan çıkaran
Sarp, "Hayatımın 5-6 yılı bu davayla geçmişti. Annem Almanya'daki
müvekkiliyle hala görüşüyor" diyor.
* Bu hikayeyi yazmaya nasıl karar verdiniz? Bu,
annemin müvekkillerinden birinin yaşamı. Annem davaya kendini çok
verdi, bana sürekli 'Niye bu hikayeyi yazmıyorsun?' diyordu. Ben de
istemiyorum, 'Bana göre bir şey değil!' diyordum. Sonunda ısrarlarına
dayanamadım, yazmaya başladım ve yedi ayda bitirdim. Annem her
satırında yanımda oturdu.
* Kaç yaşında anneniz? 67 yaşında.
* Hikaye gerçek olamayacak kadar ilginç. Mekan Ankara mı? Evet,
Ankara'da geçiyor. Genelev Ankara'da, mekan doğrudur ama uzantıları
sanılanın çok üstünde. Kadının geniş mal varlığı var; İstanbul'la,
İzmir'le bağlantısı var, oraları yazmadım.
* Ne zaman yaşanıyor? Tarih vermek istemiyorum, 10 yıl önce yaşandı diyelim.
PATRONİÇE ÇOK GÜZELDİ
* Ama 'bu gerçek bir hikaye, sadece kişilerin meslekleri ve isimleri değiştirilmiştir' diye de bir ibare var kitapta... Evet doğru..
* Mesela belediye başkanı? O kurgu.
* Bakanlıkta bir memur, belediye başkanı olarak mı değiştirildi? Biraz daha üst düzeyde. Bakanlık olmayabilir ama kamuda belli noktalarda.
* Gazeteci kadın? Hayır,
o da kurgu. Karakterlerin belediye başkanı olması, gazeteci olması
kurguyu güzelleştireceği ve ilgi çekeceği içindir. Cinayet kısmı
gerçektir.
* Peki genelev patroniçesi? Gerçektir,
anlattığım kadar güzeldi, olağanüstü bir kadındı gerçekten. Miras
davası, genelev kısmı . mezar açılmasına kadar gidildi. Sonunda avukat,
yani annem feragat etti davadan. Çünkü öyle dallanıp budaklandı ki,
hayatlar yıkıldı. Ha bir belediye başkanının hayatı yıkılmış, ha bir
belediye işçisinin, ne fark eder! Bu hayatlar tarumar oldu. BELKİ YARALARI DEŞERİM
* Olay gazetelere yansıdı mı? Zannetmiyorum
ama yaşandığı toplum içinde mutlaka tanınıyor, biliniyorlardı. En
azından iş çevrelerinde biliniyorlardı. Yani çok ünlü olmaları da
gerekmiyor.
* Kişiler hala hayattalar mı? Çok uzun süredir ilgilenmiyorum ama yaşıyorlardır herhalde.
* En
azından genelev patroniçesinin kızı yaşıyor, avukat yani anneniz
yaşıyor, belediye başkanı görünümündeki kahraman da yaşıyor. Kitabı
okuduklarında, bir tepkiyle karşılaşır mısınız sizce? Kitapta
onları aşağılayacak bir şey yazmadım; onların yaşadıklarını yazdım.
Belki hatırlamaktan dolayı üzülebilirler, acı çekebilirler. Dava ne
durumda şimdi bilmiyorum, vereseler dava açma haklarına sahiplermiş
hukuken. Buradaki kadının öz kızı, deneyebilir bunu. Ama denemesi için
de gene bu yollardan geçecek; paralar yatırılacak, mezar açılacak. Bu
insanlar yaşıyorlarsa, belki sadece yaralarını deşmiş olacağım./sabah/