KEYFİNCE

KEYFİNCE

Kendi halinde keyfince bir blog

Google







Mutlu bir cinsel yaşam için...

31/7/2009

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CiSED) Genel Sekreteri Psk. Gülüm Bacanak, sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam için evlerde 'ebeveyn banyosu' ve 'ses yalıtımının' şart olduğunu belirterek, "Özellikle evde diğer aile büyükleriyle birlikte yaşayan evli çiftler ve çocuklu çiftler odalardaki yalıtımın yetersiz olması sebebiyle cinsel yaşamlarında sıkıntı yaşayabiliyorlar.
SEVİŞME SESLERİ
Sevişme sırasında çıkardıkları seslerin duyulacağı endişesiyle kendilerini kontrol etmek zorunda kalıyorlar ve cinsellikten keyif alamıyorlar" dedi.
Psk. Gülüm Bacanak, Türkiye'de evlerin çoğunun çiftlerin sağlıklı bir cinsellik yaşamaları için uygun olmadığına dikkati çekti.
EBEVEYN BANYOSU
Bacanak, yeni bina yapımının ve tadilatların arttığı şu günlerde hem evinde tadilat yaptıracaklara hem de Türkiye Müteahhitler Birliği'nin ve inşaat sektörü çalışanlarının dikkatini odaların ses yalıtımına, ebeveyn banyosunu ve ev ergonomisine çekmek istediklerini kaydetti.
Özellikle evde diğer aile büyükleriyle birlikte yaşayan evli çiftler ve çocuklu çiftlerin odalardaki yalıtımın yetersiz olması sebebiyle cinsel yaşamlarında sıkıntı yaşyabildiğini anlatan Psk. Bacanak, "Sevişme sırasında çıkardıkları sesler duyulacak endişesiyle kendilerini konturol etmek zorunda kalıyorlar ve cinsellikten zevk alamıyorlar.
SES YALITIMI
Hatta bu durum zamanla çiftler arasında tartışma ve cinsel sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle Türkiye Müteahhitler Birli?i'nin yeni evlerde ses yalıtımına ve ebeveyn banyosu yapımına özen göstermesi, ülkemizin cinsel sağlığı ve toplumsal huzuru için çok önemli bir meseledir. Ayrıca yasa koyucuların ve diğer yasal mercilerinde İskân Kanunlarında ses yalıtımını ve ebeveyn banyosu yapımını zorunlu kılması gerekir" diye konuştu.
FİZİKİ DEĞİŞİKLİKLER
Her yıl yaz aylarında çok sayıda ailenin evlerinde tadilat yaptığını ve inşaat sektörünün canlandığını belirten CİSED Genel Sekreteri Psk. Gülüm Bacanak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Evlerde yapılan fiziki değişikliklerde cinsel yaşamın da dikkate alınması gerekiyor. Ergonomi dediğimiz kavram bizim ülkemizde çok fazla bilinmiyor. Ergonomiyi kısaca fiziksel çevrenin insanla uyumunun sağlanması olarak tanımlayabiliriz. Kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığı ve mutluluğu için ergonominin önemi büyüktür.
KİŞİLER ÖZGÜR OLMALI
Evin tasarımı kişilerin ihtiyaçlarına uyun olduğunda hem hayatları daha kolaylaşır hem de aile ve iş hayatındaki verimlilikleri artar. Ev ergonomisi cinsel mutluluğa da katkı sağlar. Cinsel ilişki sırasında kişiler özgür olmalı ve diledikleri gibi kendilerini ifade edebilmelidir, ancak odaların yalıtımı yetersiz olduğunda anne-babaların çıkardığı sesler çocuklar tarafından duyulabilir.
ÖFKE DUYULABİLİR
Özellikle küçük yaştaki çocuklar bu sesleri yanlış anlamlandırabilir ve babalarının annelerine kötü bir şey yaptığını düşünerek, babaya karşı öfke duyabilirler. Yine küçük yaşta bu tür sesleri duymak çocukta cinselliğe ilişkin vaktinden önce bir merak ve ilgi gelişmesine neden olabilir.
Mahremiyet insanın özelidir, bir ihtiyaçtır ve bir özgürlüktür. Ebeveynler mahremiyet anlayışını ve utanma duygusunu, küçük yaşlardan itibaren çocuklarına kazandırmalıdır. Çünkü mahremiyet duygusu geliştiren çocukların istismar riski azalırken, sağlıklı cinsel kimlik gelişimleri de hızlanır. Mahremiyet duygusu çocuğu istismarlara karşı koruyan bir sigortadır."
İNANÇLARIMIZ GEREĞİ
Evlerde anne-babaya ait bir ebeveyn banyosunun bulunmasının da önemine dikkat çeken belirten CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe ise, "Bizim toplumumuzda inançlarımız gereği cinsel ilişkiden sonra banyo yapılır, ancak ebeveyn banyosu olmadığında çiftler sıkıntı yaşayabiliyorlar ve eğer ev kalabalıksa banyo yapmamak için cinsel ilişkiye girmekten bile kaçınabiliyorlar.
Özellikle anne-babalarıyla birlikte oturan yeni evli çiftlerde bu duruma sık rastlanıyor. Yeni gelin kayınvalide ve kayınpederden utandığı için eşiyle birlikte olmak istemiyor ve zamanla bu cinsel isteksizliğe dönüşebiliyor. Cinsel isteksizlikle bize başvuran genç çiftlerin çoğunda sorun bundan kaynaklanabiliyor" şeklinde konuştu.
İHA

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İlk aşk bazen ölüme bile götürebilir.

26/9/2008

Başak, çevresi tarafından oldukça sevilen, iyi niyetiyle tanınan genç bir bayandı. Tek problemi fazla kilolarıydı. Bir gün o da herkes gibi aşık oldu. Sevgisini en sevdiği adama açtığında aldığı cevap: "Çok iyi birisin. Arkadaş olarak mükemmel sayılabilirsin ancak fiziğin beni cezbetmiyor" oldu. Başak'ın aklına ilk gelen iş yaşamına kendini kaptırdığında, vücuduyla bakımıyla ilgilenmemesiydi. Fiziğine o kadar kafayı takmıştı ki, yemeden içmeden kesildi. Sağlıksız her yola başvurdu. Amaç, daha zayıf olup mükemmel görünmekti. Aradan bir sene geçti. Başak tanınmayacak hale gelmişti. Sinirli, ani tepkiler veren ama herşeye rağmen 42 kilo bir kadındı! Bir süre sonra halsizleşti, yediği herşeyi çıkartıyordu. Onun sonu bundan 5 ay önce ölüm oldu...

TUTKUNUZ SONUNUZ OLMASIN

Herkesin dış görünüşüyle yakından ilgilendiği ve kendine dikkat ettiği bir dönem muhakkak olmuştur. Ünlü işkadınlarından Leyla Akçağlılar'ın ölümüyle hayatımıza bir kez daha giren zayıflama tutkusu ya da zayıf kalmaya çalışmak birçok kişiyi tehdit etmeye devam ediyor. Çağımızın hastalığı anoreksiya nevroza hakkında Medical Park Bahçelievler Hastanesi'nden Psikolog Şebnem Turhan ile Beslenme ve Diyet Uzmanı Emel Unutmaz bize bu hastalığın nasıl geliştiğini, doğru diyetin nasıl olması gerektiğini anlattı...

DAHA ZAYIF KALMA TUTKUSU


Dış görünüşümüze dikkat etmek, ideal kiloda olmak ve bakımlı olmak; bizi hem sağlıklı kılması açısından, hem de ruhsal açıdan iyi hissettiren durumlardır. Ancak her davranışta olduğu gibi, dış görünüşümüzle ilgilenmeye olması gerekenden daha fazla odaklandığımızda (daha zayıf olmak, hep zayıf kalmak, yemek yememe, daha kaslı olmak için ağır egzersizler yapmak...) bu durum bir takıntı; sonrasında da ruhsal bir hastalık olarak karşımıza çıkabilir.

İşte söz konusu bu ruhsal hastalıklardan biri de 'anoreksiya nevroza' (AN)
hastalığıdır. AN; buluğ ve ergenlik döneminde, yani 12-18 yaşları arasında başlayan ve genellikle genç kızlarda gözlenen 'şişmanlama korkusu' olarak tanımlanır. Rastlanma sıklığı net bir şekilde bilinmiyor; ancak eskiye oranla sanıldığının aksine çok nadir görülen bir hastalık olmadığı kesin! Anoreksiya takıntısının ortaya çıkmasında; biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin birlikte rol oynadığı
sanılıyor.

İLK CİNSEL TECRÜBE NEDEN OLABİLİR


Biyolojik olarak; kalıtım, endokrinolojik sistemdeki değişiklikler; psikolojik olarak bazı gelişimsel özellikleri kabullenmekten kaçınma, yetiştiriliş
tutumları, zayıflara ilişkin toplumun değer yargıları (medyanın da büyük etkisiyle toplumda idealize edilmiş vücut ölçülerine ulaşma isteği), arkadaş etkileri (belirli beden tiplerine ilişkin arkadaşlar arasındaki tutumlar), kişinin bedeninden hoşnut olmamasına karşı bir tepki, mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip olma, önemli ailevi sorunlar ve kişide bazı psikiyatrik bozuklukların bulunması vb.'nin anoreksiya nevrozaya zemin hazırladığı söylenebilir.

Anoreksiya nevroza'nın oluş nedenleri çok net olarak bilinmemesine karşın,
hastalığı ortaya çıkaran bazı ortak olayların olduğu gözlenebilir. Yakın, eş,
arkadaş ayrılmaları, ilk cinsel tecrübe, cinsel ilişkiye zorlanma ve zorlu geçen
ergenlik dönemi; hastalığın önde gelen ortaya çıkarıcı nedenleri olarak sayılabilir.

 HEP YEMEK HAYAL EDİYORLAR!

Anoreksiya nevroza hastalarının genel özellikleriyle ilgili olarak şunlar
söylenebilir: Her şeyden önce hasta, şişmanlama korkusuyla yemek yemeyi reddeder. Bu tavrını değişik şekillerde sergileyebilir; örneğin yemiş gibi yapar ama hiç yemez, bazen lokmaları ağzında tutar, bazen de uzun süreyi alan yemek yeme davranışı geliştirebilirler... İştahları azalmış gibi ya da yokmuş gibi görünmesine karşın, hastayı yemekten asıl alıkoyan bunlar değil kilo alma korkusudur. Hastalar, yemeyi sanılandan daha fazla düşünür ve düşlerler (hatta haberlerde gördüğümüz iş kadını gibi yemekle ilgili bir iş yaptığı gözlenir). Bazı grup hastalar ise gerçekten iştahsızdırlar ve yemek istekleri yoktur. Ancak temeldeki endişe 'kilo alma' endişesidir.

NASIL ANLAŞILIR?


* Anoreksiya nevrozada kişi, olması gereken kilonun yüzde 15 daha zayıfsa,
* Olması gereken kilonun altında olmasına karşın, hala kilo alıp
şişmanlamaktan aşırı şekilde korkuyorsa,
* Dışarıdan bakıldığında bir deri bir kemik olarak tanımlanmasına karşın; hala kalçalarının geniş olduğunu, çok yağlandığını, belinde bir kalınlaşma olduğunu söylüyorsa,
* En az 3 aydır menstürasyon (adet kanaması) olmuyorsa,
* Aşırı hareketlilik halindeyse,
* Zaman zaman bilinçsizce aşırı yemek yeme dönemleri varsa,
* Yemek sonrası kendiliğinden ya da parmağıyla yediklerini çıkarıyorsa,
* Sürekli olarak bağırsak boşaltıcı ve idrar söktürücü gibi ürünler kullanıyorsa; mutlaka durumun değerlendirilmesi için bir uzmana başvurulması gerekir.

GELİN ADAYLARI DA TEHDİT ALTINDA
 

Beyaz gelinliği içinde incecik görünmek isteyen gelin adaylarını düğünden önce ince kalma telaşı sarar. Bazıları düğüne 3 hafta kala ölüm orucuna bile girebiliyor! Ancak bu oldukça sağlıksız. En iyisi ayda 5 kilo vermeyi hedefleyin ve buna göre planınızı çizin!

Uzmanı Emel Unutmaz, "Zaten evlilik genel anlamda çeşitli nedenlerle kilo aldırıyor; bir de çok düşük kalorili diyetler yaptıktan sonra bir anda bu diyetleri bırakmak, diyet öncesi kilonuzu bile özler hale getirebilir. Unutmayın; önemli olan zayıf değil güzel, enerjik ve neşeli bir gelin olmanız ve sağlıklı kalmanızdır" diyor.

SPORA ZAMAN AYIRIN


Spor ile birlikte vereceğiniz kilolar sizi hem daha fit hem de daha
sağlıklı gösterecektir. Zaman sıkıntısı yaşayacağınız kesin ancak kendinize çözümler üretin. İlle de belli bir sporu yapmak zorunda değilsiniz. İmkanlarınız neyi elveriyorsa onu yapın. Ancak süresini çok kısa tutmamaya (10 - 15 dakika gibi) dikkat edin.

DÜĞÜN DİYETİ İÇİN ÖRNEK MÖNÜ

KALKINCA:

Bol su içine  1 tatlı kaşığı elma sirkesi

KAHVALTI:

2 dilim esmer ekmek + 2 dilim yağsız peynir veya 1 dilim yağsız peynir + 1 yumurta +
şekersiz çay + domates + salatalık + maydanoz

ARA:


1 meyve

ÖĞLE:

ÖRNEK 1: Ton balıklı veya tavuklu  salata

ÖRNEK 2:
Sebze yemeği +  ½ kase light yoğurt + 1 dilim esmer ekmek

ÖRNEK 3: 100-150 gram et + salata

ARA:

1 meyve

ARA:

 1 bardak light süt veya 1 bardak light yoğurt

2-3 kaşık sade yulaf veya ½ paket diyet bisküvi

AKŞAM:

Etsiz sebze yemeği

 ½-1 kase light yoğurt

 salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağlı)

1 dilim esmer ekmek

ARA:


1 porsiyon meyve


Begüm Çelikkol-HABERTURK.COM

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bayram için çikolata alırken dikkat

10/10/2007

Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala kakao yağından yapılmış gerçek çikolatanın kilo fiyatı 100 YTL’ye kadar çıkarken, altın ve gümüş kaplama çikolatalar ise 60 YTL’den alıcı buluyor.

Konya’da kurulu bir firmanın Müdürü Erol Özçelik, Türkiye’de, “çikolata” adı altında çok sayıda ürün satıldığını söyledi. Kilogramı 4 YTL’den başlayan çikolataların fiyatının 100 YTL’ye kadar çıktığını ifade eden Özçelik, kakao yağından yapılmış kaliteli bir çikolatanın fiyatının ise 30 YTL’den başladığını kaydetti

Kaliteye önem verdiklerini ve ürünlerinin garantili olduğunu ifade eden Özçelik, şunları söyledi:
“Bayram öncesinde her çeşit çikolata ve şekere talep oluyor. Bizde çikolata fiyatları 65 YTL’ye kadar çıkıyor. Altın ve gümüş kaplamalı çikolatalar ise kilogramı 60 YTL’den alıcı buluyor. Bu ürünler kaliteli kakaodan üretildiği için yüksek fiyattan satılıyor. Zaten kaliteli ürün, tüketirken kendini belli eder. Ağızda eriyen çikolatadaki kakao yağı, insana ayrı bir keyif verir. Ucuz ürünlerde bu kaliteyi yakalamak, çikolatanın zevkine varmak imkansız.”

“ÇİKOLATA DEMEK İÇİN BİN ŞAHİT GEREKİR”
Başka bir çikolata firmasının sahibi Metin Karakurt ise şeker ve çikolatada yaşanan rekabette, bazı firmaların ayakta kalmak için maliyeti düşürmek adına hileye başvurduğunu bildirdi.

Tam çikolata olmayan ürünlerde (içinde fındık, pirinç patlağı vb bulunanlar) fiyatların biraz daha çekilebildiğini söyleyen Karakurt, “Tam çikolatanın fiyatı yüksek ancak, gerçek çikolata kullanılan ürünlerin fiyatları 10-15 YTL arasına kadar çekilebiliyor. Burada kakao yağı kullanılıyor ama maliyeti düşürme adına, ikinci kalite kakao tercih edilebiliyor” dedi.

Karakurt, kilogram fiyatı 8 YTL’nin altında olan çikolatalara şüpheyle bakılması gerektiğini belirterek, “Özellikle 4-5 YTL’ye satılan ürünlere çikolata demek için bin şahit gerekiyor. Buna şeker de diyemiyoruz. Ne çikolata ne de şekere benziyor. İçinde ne olduğunu anlamak için analiz gerekiyor” diye konuştu.

KAKAO YERİNE NELER TÜKETİYORUZ
Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Kemal Özer, bayramlarda sağlıksız koşullarda, hileli üretilen çikolata ve şekerlerin halk sağlığını tehdit ettiğini bildirdi. Ramazan ve Kurban bayramları öncesinde çikolata ve şeker ürünleri satışındaki artışın bazı fırsatçıların iştahını kabarttığını ifade eden Özer, şunları söyledi:
“Amaç daha ucuza ve daha fazla satıp kar elde etmek. Burada halk sağlığı düşünülmüyor. Çikolata, kakao ve kakao yağı içeren bir üründür. Çikolata üretiminde kullanılan malzemelerin sahtesinin yanında, üretim yapılan ortamın gerekli hijyenik şartları taşımaması nedeniyle hastalık yapıcı bakteriler çikolataya bulaşabilmekte. Sağlığımızı Ramazan Bayramı’nda yediğimiz bozuk, kalitesiz çikolata ve şekerlerle bozmaktayız. Bazı üreticiler, maliyeti azaltmak adına çikolata yapımında kakao yerine keçiboynuzu, fındık kabuğu, leblebi tozu ya da soya unu kullanıyor, fazlaca şeker katabiliyor. Kakao yağı yerine ucuz mutfak atığı yağlar, margarinler kullanılabiliyor. Bazıları ise bayatlamış çikolata ve şekeri yeniden işleyip piyasaya sürebiliyor.”

ŞEKERDE DOMUZ JELATİNİ ÇİKOLATADA LİKÖR İDDİASI
Birçok yumuşak şekerde domuzdan üretilen jelatin, çikolatada ise bir alkol türevi olan likörün kullanılabildiğini öne süren Özer, şöyle devam etti:
“Bunun yanı sıra tatlandırıcı olarak sıvı ya da kristal gerçek şeker yerine yapay sağlıksız tatlandırıcılar kullanılmaktadır. Gıda boyası adı altında hayvansal ve sağlıksız yapay özdeş aromalar ve gıda boyaları tercih edilebiliyor. Kutuyu açtığınızda çikolatanın kokusunda kimyasal ya da keskin şeker kokusu varsa çikolatanız kalitesiz demektir. Çikolatanın rengi koyu kızıldan koyu kahveye arasında bir renktir. Rengi parlak ve canlı olmayan çikolata kalitesiz demektir. Çikolatanın yüzeyinde küçük beyaz noktacıklar halinde oluşan çiçeksi beneklere dikkat edilmelidir. Bu durum ürünün bayat olduğunu gösterir. Kaliteli çikolata ağızda erir. Çünkü kakao yağı, insan vücudu sıcaklığında erime özelliğine sahiptir. Ağız ısısında çikolata erimiyorsa çikolatada kakao yağı dışında sağlıksız yağ kullanılmış demektir.”

Özer, bayramlarda çikolata ve şeker yerine hurma, badem, fındık, dut kurusu, kaysı kurusu gibi sağlıklı ve besleyici yiyeceklerin ikram edilmesini tavsiye etti.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İnternete girdi diye baltayla elini kopardı !

29/8/2007

İnternet bağımlısını kocasını önce uyardı, sözünü dinlemeyince de eline geçen küçük baltayla elini kesti !

Çinli Jiang Ming karısına verdiği "İnternete girmeyeceğim" sözünü tutmayınca, sinirli kadının hışmına uğradı. Bayan Jiang kocasına internete girmek yerine yeni doğan çocuğuyla ilgilenmesini istemişti. Önceleri bu isteğe uyan Jiang, sonraları evinin yakınındaki internet kafelere kaçarak kızlarla konuşmaya başladı. Bunu farkeden kızgın eşi, kocasını yine evden internete girdiği bir anda yakaladı ve olan oldu. Eline geçirdiği küçük baltayla kocasının elini bileğinden kopardı !

Çıktığı mahkemede eşinin suçsuz olduğunu, tüm suçun onun sözünü dinlemediği için kendisinde olduğunu belirten Jiang karısının serbest bırakılmasını istedi. Mahkeme kararı başka bir gün vermek üzere dağıldı. Şanssız adamın kesilen eliyse yerine dikildi.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hayatımı yazsam duble yol olur!

28/8/2007

Horoz Lojistik'in 1 Haziran-15 Ağustos tarihlerinde düzenlediği 'Kamyon Arkası Yazıları Yarışması'nda Türkiye'nin yeni nesil kamyon arkası yazıları seçildi. 5 bin 750 kişinin katıldığı yarışmada bir araya getirilen yazılar, www.horoz. com.tr'den görülebilecek ve jüri üyesi de olan Metin Üstündağ'ın karikatürleriyle kitap olacak. Ayrıca Horoz Lojistik, yarışmada dereceye giren kamyon arkası yazılarını çıkartmalara bastırarak, kamyonculara dağıtacak. Yarışmada 'Kamyon çeker 10-20 ton, gönlüm çeker Paris Hilton'la Serkan Demirel birinci, 'Hayatımı yazsam duble yol olur'la Ersan Deveci ikinci, 'Araman için illa hata mı yapmam gerekir?'le Tuna Karslı üçüncülüğe layık görüldü. Jüri Özel Ödülü ise 'Arabada yalnız var!' cümlesiyle İ. Kerem Can Çalışkan'a verildi.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı